admin tarafından yazılmış tüm yazılar

İyi ki bizi 150 yıl Türkler yönetti

İyi ki bizi 150 yıl Türkler yönetti
26.01.2011
Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Sch-mitt, İspanyol ABC isimli günlük gazeteye verdiği demeçte, “Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık. 150 yıl boyunca Macaristan Türkler için stratejik bir yer oldu” dedi.

Macaristan’ın AB dönem başkanlığının yanı sıra çıkardığı yeni medya kanunu ile ilgili İspanyol gazetesine açıklamalarda bulunan Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt, Türkiye’nin AB üyeliği hakkında da konuştu. Macar Cumhurbaşkanı, gazeteye yaptığı açıklamada, “Türk siyasetçilerle sık sık bir araya gelerek Türkiye’nin AB üyeliği hakkında uzun görüşmeler yaptım. Yaklaşık 100 milyonluk Müslüman bir ülkenin AB’ye alınması için zaman gerekiyor.” ifadesini kullandı. Budapeşte AA

Bir Macar’ı himaye için elli binimiz…

Abdullah Aymaz

29 Kasım 2010, Pazartesi

Bir Macar’ı himaye için elli binimiz…

Budapeşte’nin Budin tarafındaki Hakkı Bey’in butik oteli Hotel Budin’den Hakkı Bey ile beraberce Buda ile Peşte’yi birbirine bağlayan Duna (Tuna Nehri) köprülerinden Erjebet (Elizabet) Köprüsü üzerinden Peşte’ye doğru geçerken dedi ki: “Bu köprünün bir ismi de Beyaz Köprü’dür.

Budapeşte’nin Peşte tarafında hemen köprü bitiminde kiliseden dönme bir câmi vardı. (Bana camiyi gösterdi. Tabii şimdi artık cami değil. Mihrabının yeri dışarıdan bile belli olduğu için görülüyordu. A.A.) Bu câminin mihrabında bulunan âyetler yakın zamana kadar duruyordu ama öğrendiğimize göre yeni silinmiş… 1686’da Budapeşte’ye gelen Elsner Deszö isimli İtalyan gezginin yaptığı bir gravürde (Bu gravürü daha sonra ben de gördüm. A.A.) pek çok câmi görülüyor. Ama artık hiçbiri yok. Bunları yok edenler Macarlar değil… Macaristan’a hâkim oldukları zaman Avusturyalılar, bütün câmi ve mescitleri tahrip edip yıktılar. Macarlar Mohaç’ı hiç unutmamışlardır ama Mohaç’ta bir müze vardır ve Szigetvar’da (Zigetvar) ise Kanunî Sultan Süleyman’ın büyük bir heykelini yapmışlardır. Bu hoşgörüyü Avusturyalılarda bulamazsınız. Hatta Macarların havaalanlarında şöyle bir reklamla karşılaşabilirsiniz: ‘Romalılar 400 yıl. Osmanlılar 150 yıl. Sovyetler 45 yıl. Herkes planladığından fazla kalıyor. Siz de Budapeşte’de bir gece daha kalmak istemez misiniz’ (Osmanlı atalarımız aslında bu ülkeyi çok sevmiş ve Budin’e ‘Nazlı Budin’ ismini vermişlerdir. A.A.) Nazlı Budin’den mecburen ayrılırken, Temeşvarlı Gazi Aşık Hasan, Nazlı Budin’i şöyle konuşturmuştur: ‘Olmuş idim bir zaman ben sedd-i İslâm’a kilid / Nice canlar din yolunda, uğruma oldu şehid / Tâ kıyamet haşrolunca kesmezem Hak’dan ümid / Bir gün açıla baht-ı siyâhım, der Budin.’ Tuna Nehri doğu ile batı arasında bir sınır olmuş atalarımız için. Akıncılar birbirlerine “Tuna’yı kaç defa geçtin ki?’ diyerek lâf atarlar ve ‘Ben senden daha fazla Tuna’yı geçtim!.’ diye iftihar ederlermiş. Bu akıncı ruhlar çil çil altınlar gibi pek çok eseri de arkalarında bırakmışlar…”

Daha sonraki dönemlerde, Avusturya’ya karşı özgürlük hareketleri sırasında ülkemize sığınan bütün Macar ileri gelenlerini her zaman himaye etmişizdir. Bunlardan birisi İmre Thököly’dir. (Türk aşığı Macar Kralı’nın mühründe şu ifade yer alırmış: Muhib-i Ali Osmanım, itaat üzreyim emre. Kral-ı Orta Macarım ki namım Thököly İmre.) Avusturya İmparatorluğu tarafından başında bulunduğu krallık yok edilince, İstanbul’a iltica etti. 23 Eylül 1701’de İzmit’e yerleşti. 13 Eylül 1705’te vefat etti.

Daha sonra İmre Thököly’nin üvey oğlu olan ve onun mücadelesini Habsburglara karşı devam ettiren II. Ferenc Rakoczi de yetmiş bin kişiye ulaşan ordusuyla sürdürdü. Bayrağının üzerine “Cum Deo pro patria et libertate” (Tanrı ile Vatan ve Özgürlük için) yazdıran Rakoczi, nihayet III. Ahmed’in daveti üzerine 1717 yılında Edirne’ye gelmiştir. Pasarofça anlaşmasında Avusturyalılar Rakoczi’yi istemişlerdir. Sadrazam Damat İbrahim Paşa bu isteği sert bir dille reddetmiştir. Padişah ile görüşen Rakoczi şöyle demiştir: “Sultan ve Sadrazam, Hıristiyan beylere kıyasla daha centilmen davranmışlardır.”

Türkiye’ye sığınanlardan birisi de Lajos Kossuth’dur. 1.120 kişilik kafilesiyle beraber Lajos, Sultan Abdülmecid tarafından kabul edilmiş ve Kütahya’ya yerleştirilmiştir. Lajos, “Bugünkü hayatım ve hürriyetime sahipliğim, Avusturya ve Rusya’nın tehditlerine, baskılarına rağmen, beni ve arkadaşlarımı muhafaza eden Türkler sayesindedir.” demiştir. Sultan Abdülmecid ise, bütün tehdit ve baskılara şöyle cevap vermiştir: “Ecdadımın 600 seneden beri bunca fedâkârlıkla muhafaza ettiği himaye hakkım ortadan kaldırılmak isteniyor. Bir Macar’ı 50 bin Osmanlı kanı dökerek yine muhafaza ederim!.”

Bu fedâkârlığı bütün dünyanın bilmesi gerekir ki, dünyadaki yeni fedâkârlıklar ve yüz akımız eğitime adanmış gönüllülerimizin gayretleri anlaşılabilsin…

Estergon Kalesi

Estergon Kalesi 1543 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında ilk defa Osmanlıların eline geçti. Kalenin bulunduğu bölge bir sancakbeyliği haline getirilerek Budin Beylerbeyliğine bağlandı. Ancak kale 1594 yılında Alman, Leh ve Venedikliler’den oluşan büyük bir ordu tarafından kuşatıldı. Kuşatan orduya göre çok daha küçük bir orduyla savunulan Estergon Kalesi o sırada kalede bulunan Sokullu Mehmed Paşa’nın oğlu Anadolu Beylerbeyi Sokulluzade Lala Mehmed Paşa’nın kumandanlığı altında kahramanca savaştı. Ancak kale açlık ve susuzluk nedeniyle sonunda teslim olmak zorunda kaldı. Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevi tarafından kaydedilen bu cesaretli savunma Estergon Kalesi türküsüyle Türk belleklerine yerleşmiş önemli bir tarihi olaydır.

1605 yılında kaleyi geri almak isteyen Osmanlılar tekrar bir kuşatma düzenlediler. Bu sefer Sadrazamlık görevine getirilmiş olan Sokolluzade Lala Mehmed Paşa 30 günlük bir kuşatmadan sonra kaleyi 29 Eylül 1605 tarihinde ele geçirdi. Kale bu tarihten sonra 78 yıl daha Osmanlıların elinde kaldı. 1683 yılında Osmanlıların II. Viyana Kuşatması’nda başarısızlığa uğramasından sonra Avrupa Devletlerinin Kutsal İttifak’ı oluşturarak Macaristan’ı Osmanlıların elinden alması sonucu Estergon Kalesi bu sefer kesin olarak Osmanlıların elinden çıktı. Estergon Kalesi (Macarca: Esztergomi vár), Macaristan’ın başkenti Budapeşte’nin 60 km kuzey batısında Tuna nehri kıyısında yer alan ve Osmanlı tarihinde büyük bir önem taşıyan bir kaledir. Macaristan sınırları içinde olan bir kaledir ve tuna nehrini tepeden görür.

Budin Kalesi

Kaleyi 1235’lerde Macar Kralı IV.Bela yaptırmıştır. Mohaç Meydan savaşında Kanuni’ye yenilen Macar kralının, varis bırakmadan ölmesi üzerine, sahipsiz kalan devletin ileri gelenleri başlarının çaresine bakmak üzere her biri bir tarafa kaçtı. Bu durumda halk, seçtikleri bir heyetle kalenin anahtarlarını Kanuni Sultan Süleyman’a gönderdi. Böylece kale Osmanlı himayesine girmiş oldu. Surları, Sokullu Mustafa Paşa tamir ettirmiş, yeni kule ve burçlar yaptırmıştır. Orta Hisardaki bir kule onun adını taşımaktadır. Mustafa Paşa dışındaki diğer beylerbeyleri de isimlerini taşıyan kuleler yaptırarak, kaleyi kuvvetlendirmişlerdir. Evliya Çelebi, kule ve tabya isimleri arasında bani olarak Karakaş Paşa, Bali Paşa, Süleyman Paşa, Sarı Kenan Paşa, Sivayuş Paşa ve Kara Murad Paşaların isimlerini vermektedir.

Budin Kalesi yazısına devam et

Osman Horata

21 Ocak 2007
Pazar / Budapeşte

Tuna boylarında, tarih, kültür ve dostluk dolu, üç gün geçirdik. Gördüklerimin belleğimde silinmeyecek şekilde kazınacağını düşünüyorum.
Dönerken elimiz, gönlümüz dolu dolu… Sizlerin yardımlaşmanız, fedakarlığınız her türlü takdirin üzerindedir.
Hepinize içten teşekkürler,
Hoşçakalın!

Osman HORATA

Oğuz Dizer

27 Haziran 2009
Cumartesi / Budapeşte

Budapeşte – Belgrad bisiklet turuna katılmak için yola çıkmak üzereyken, İsmet GÜRAL’a ¨Budapeşte’de nerede kalabilirim?¨ dediğimde ¨orada Hakkı Bey var, bir arayalım¨ cevabını aldım. Telefon konuşmasının ardından ¨Hakkı Bey bekliyor¨ deyince kafam rahatladı.
Açık söylemek gerekirse yaşıtımız bir dostla karşılaşacağımızı düşünüyordum. Gencecik, mükemmel eğitimli, güler yüzlü, çalışkan, pırıl pırıl bir Türk genci… Yoğun telaşın dahi, kişiliğine ve tavrına halel getirmediği bir genç adam…
Tertemiz, huzurlu, kendinizi evinizde hissettiğiniz bir güzel tesis. Hele hele gurbet ellerde böylesine bir gönül kapısına konuk olmak… Türkiye’de dahi zor bulunur hale geleni… Hakkı Macar ellerinde Budapeşte’de bulunabilir etmiş.
Kutluyorum, teşekkür ediyorum.
Yüce Yaradandan her daim sağlık, başarı, bereket, mutluluk diliyorum.
Oğuz DİZER

Hilmi Yavuz

h-yavuz_

22 Ocak 2007
Pazartesi / Budapeşte

Viyana ve Budapeşte’yi görmek, benim için müstesna bir tecrübe oldu. Buda’dan ve Peşte’den hem yeni dostlukların sıcaklığı, hem de Gülbaba’nın ruhaniyetini harikuladeliklerle yüklü anılarla birlikte, yurda, Türkiye’ye götürüyoruz. Burada kalan dostlarım: zatınıza hoşça bakınız…

Hilmi Yavuz

Avusturya – Macaristan seferimizden izlenimler


HİLMİ YAVUZ

24/01/2007

Türk insanının, kendi ülkesinin emperyal bir geçmişi olduğunu hatırlaması için, Londra’ya ya da Viyana veya Budapeşte’ye mi gitmesi gerekiyor? Bu hazin sorunun cevabı, maalesef, daha hazin: Çünkü geçen haftanın sonunda Viyana ve Budapeşte’ye yaptığım bir gezide, bizim de bir emperyal ve emperyal olduğu için de ihtişamlı bir geçmişimiz olduğunu, evet maalesef, oralarda hissettim…

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın düzenlediği üç günlük bir Avusturya-Macaristan gezisiydi bu! Benimle birlikte, değerli Türkolog dostlarım Prof. Dr. Osman Horata ve Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan; iki çok sevgili gazeteci arkadaşım İsmail Küçükkaya ve Mustafa Ünal ile TOBB Üniversitesi’nin saygıdeğer rektörü Prof. Dr. Tahsin Kesici…

Viyana’yı ilk kez görüyordum. Batı Avrupa’nın başkentlerinden birçoğunu bilirim. Mesela Berlin, bana göre hem biraz Londra hem biraz da Paris’tir. Ama Viyana öyle değil! Budapeşte ise hiç öyle değil! Buda (Budin) ve Peşte, sevgili Horata’nın deyişiyle, bir ‘müze’ gerçekten! Şehirde bir müzeyi dolaşır gibi dolaşıyor ve sanki her sokağında, bir imparatorluğun gizlenmiş ya da açıkta bırakılmış geçmişinden izleri fark ediyorsunuz.

Budapeşte’ye gidilir de Gül Baba’nın türbesi ziyaret edilmez mi? Şehre hakim bir tepede medfun Gül Baba, rahmetli hocamız Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan’ın deyişiyle, bir ‘kolonizatör Türk dervişi’. Sarığına gül iliştirerek dolaştığı için ‘Gül Baba’ diye anılırmış. Bize refakat eden aslen Özbek Hüseyin Hazimov’a ödev verdim: Her on günde bir ‘Gül Baba’nın merkadini ziyaret edip, sandukasının başındaki sarığa, Budin bahçelerinden koparılmış bir gül iliştirecek…

Viyana’da, ‘Zaman’ bürosundan büro şefi Fatih Serdar ve Ali Tokul kardeşlerimiz rehberlik ettiler. Viyana da şüphesiz emperyal bir şehir. Ama biz (gezide birlikte olduğumuz arkadaşları kastediyorum!) nedense Budapeşte’yi daha çok sevdik: Bunda belki de Viyana’da sadece bir gün kalışımızın payı vardır;-kimbilir?

Budapeşte’de Buda’yı Peşte’den Peşte’yi de Buda’dan seyrettik. Tuna’nın iki yanından bakıldığında, hangi yandan bakarsanız bakınız, baktığınız kesimin ihtişamını görüyorsunuz. Oradaki dostlarımız, başta Muammer Burtaçgiray, Hüseyin Hazimov ve Boğaziçi Üniversitesi’nden eski öğrencim Hakkı Yaz’la birlikte, şehri gezdikten sonra Gül Baba Vakfı’nda sazlı sözlü bir sohbet gecesi yaşadık.

Son günümüz, Orkide Türk-Macar Okulu’nda geçti. Okul müdürü Yusuf Yıldırım’ın verdiği bilgilerle Okul’u dolaştık. Miniklerin Türkçe ve Macarca gösterilerini, o bölgenin belediye başkanı ve yardımcılarıyla birlikte izledik. Okul, gerek eğitim araçları donanımı açısından gerekse verilen eğitimin niteliği bakımından, kelimenin tam anlamıyla mükemmeldi. Bu okulları gördükçe, o okullarda görev yapan ve yürekleriyle zihinlerini Türkiye için aşkla ve bilinçle işe koşmuş bu insanlara ancak minnet duyulur, diye düşündüm.

Son olarak şunu da belirtmeliyim: Bu gezide Vakıf adına bize refakat eden, aziz dostum Dr. Faruk Tuncer’in yakınlığı, ilgisi ve içtenliği olmasaydı, gezi bu kertede dostça, ama o kertede de verimli ve anlamlı geçmezdi…

Ahmet Turan Alkan

a-t-alkan_
26 Haziran 2008
Perşembe / Budin

Bütün sıcak tedailerine rağmen Macaristan ve Budapeşte, köyünün ardını gurbet bellemiş bir kültürün mensupları için ilk nazarda ¨yad eller¨ fikri uyandırıyor. Bu sevimsiz hissi bir lahzada ¨ev¨ ve ¨memleket¨ fikrinin sıcaklığına dönüştüren sihirli temaz aziz ve sevgili Hakkı YAZ beyefendi’nin rehberliği, dostluğu ve refikliği oldu. Hele hele Hay Turizm’in zümrüt yeşilliği içinde muhabbet ve yakınlığın timsali şeklinde görünen şirin misafirhanesinde kendimizi aile muhitimizin aşinalığı içinde hissetmek, bize bir başka vaha güzelliği yaşattı; bu kardeşçe sevgi ve dostluk hislerinin verdiği emniyet duygusu içinde Buda-Peşte’yi gezmek ise, yer yer Bursa’da, Edirne’de veya Üsküdar’da şöyle bir dolaşmaya çıkmak gibiydi.
Bu tatlı ve sevimli aşiyanı, mümkün olan her fırsatta dostlarıma tavsiyede bulunurken eminim ki hiç mübalağa etmiş olmayacağım.
Bize Budin’in ruhuna dokunmak lezzeti bahşeden ziyaretimiz Hakkı YAZ beyefendi’nin ve şirin aşiyanının sıcaklığı ile taçlandı. Allah nasib ederse müteakip ziyaretlerimde Budin’deki ikametgahım, yine bu sıcak ve latif yuva olacaktır.
Kalbi şükran ve muhabbetlerimle
Ahmet Turan ALKAN

Estergon Kalesi

Estergon Kalesi 1543 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında ilk defa Osmanlıların eline geçti. Kalenin bulunduğu bölge bir sancakbeyliği haline getirilerek Budin Beylerbeyliğine bağlandı. Ancak kale 1594 yılında Alman, Leh ve Venedikliler’den oluşan büyük bir ordu tarafından kuşatıldı. Kuşatan orduya göre çok daha küçük bir orduyla savunulan Estergon Kalesi o sırada kalede bulunan Sokullu Mehmed Paşa’nın oğlu Anadolu Beylerbeyi Sokulluzade Lala Mehmed Paşa’nın kumandanlığı altında kahramanca savaştı. Ancak kale açlık ve susuzluk nedeniyle sonunda teslim olmak zorunda kaldı. Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevi tarafından kaydedilen bu cesaretli savunma Estergon Kalesi türküsüyle Türk belleklerine yerleşmiş önemli bir tarihi olaydır.

1605 yılında kaleyi geri almak isteyen Osmanlılar tekrar bir kuşatma düzenlediler. Bu sefer Sadrazamlık görevine getirilmiş olan Sokulluzade Lala Mehmed Paşa 30 günlük bir kuşatmadan sonra kaleyi 29 Eylül 1605 tarihinde ele geçirdi. Kale bu tarihten sonra 78 yıl daha Osmanlıların elinde kaldı. 1683 yılında Osmanlıların II. Viyana Kuşatması’nda başarısızlığa uğramasından sonra Avrupa Devletlerinin Kutsal İttifak’ı oluşturarak Macaristan’ı Osmanlıların elinden alması sonucu Estergon Kalesi bu sefer kesin olarak Osmanlıların elinden çıktı.